Eğitim-İş’ten okul güvenliği çağrısı: ‘Çocuklarımızı koruyamayan düzenin sorumluları istifa etmeli’ - Videolu Haber
ADIYAMAN (PERRE) - (Şeriban ÖZÇAKMAK) - Eğitim-İş Adıyaman Şubesi, Manisa'nın Turgutlu ilçesinde İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında meydana gelen ve 11 öğrencinin yaralandığı silahlı saldırının ardında...
Basın açıklamasına YENİ Parti Adıyaman İl Başkanı Av. Ali Murat Bilgiç ile Eğitim-İş üyeleri katıldı. Sendika üyeleri, okul güvenliği konusunda kalıcı tedbirlerin alınmasını isterken, açıklamanın sonunda "Çocuklarımızı koruyamayan bu düzenin sorumluları istifa etmeli" çağrısında bulundu.
TAŞTI: 'ÇOCUKLARIMIZ OKUL SIRALARINA ULAŞAMADAN SİLAHLI ŞİDDETİN ORTASINDA KALDI'
Basın açıklamasını okuyan Eğitim-İş Adıyaman Şube Başkanı Nesime Taştı, 22 Eylül sabahı Manisa'nın Turgutlu ilçesinde yaşanan saldırıyı hatırlatarak, "Evlerinden eğitim görmek için çıkan çocuklarımız, daha okul sıralarına ulaşamadan silahlı şiddetin ortasında kaldı" dedi.
Manisa Valiliğinin açıklamasına göre saldırı saat 07.59 sıralarında meydana geldi. İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında gerçekleştirilen saldırıda 11 öğrenci yaralandı. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, saldırının ardından yaptığı açıklamada olayın aynı okulun öğrencisi olan bir çocuk tarafından, anneannesinin üzerine kayıtlı pompalı tüfekle gerçekleştirildiğini, üç öğrencinin yoğun bakımda tedavi altına alındığını bildirdi.
Taştı, şiddetin bir anda ortaya çıkan ve yalnızca güvenlik tedbirleriyle çözülebilecek bir sorun olmadığını belirterek, "Şiddet bir anda ortaya çıkmıyor; onu besleyen nedenleri görmeden yalnızca sonucuna müdahale ederek çocuklarımızı koruyamayız" ifadelerini kullandı.
'1. DERECE RİSKLİ OKULDA TEDBİRLER NEDEN YETERLİ OLMADI?'
Eğitim-İş'in açıklamasında, saldırının yaşandığı okulun güvenlik açısından daha önce "1. derece riskli" kategoride değerlendirilmiş olmasına dikkat çekildi. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi de saldırının ardından yaptığı açıklamada okulun "birinci derece riskli" okullardan biri olduğunu belirtmişti.
Taştı, "Bu okul 1. derece riskli okul olarak değerlendirilmiş. O halde bu riskin gerektirdiği güvenlik tedbirlerinin neden alınmadığını da sormak zorundayız. Daha okulun girişinde dahi çocuklarımızın güvenliğinin sağlanamamış olması ciddi biçimde sorgulanmalıdır" dedi.
Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında okullarda meydana gelen şiddet olaylarının ardından önlemlerin gözden geçirilmesi için iki aylık yaz tatilinin bulunduğunu hatırlatan Taştı, bu sürenin riskli okulların belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin eğitim yılı başlamadan hayata geçirilmesi için kullanılabileceğini söyledi.
YEDİ BAKANLIĞIN İMZALADIĞI PROTOKOLÜ HATIRLATTI
Taştı, saldırıdan saatler önce yedi bakanlık arasında çocukların eğitim süreçlerinde güvenliğinin artırılmasına yönelik iş birliği protokolü imzalandığını hatırlattı.
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 21 Eylül akşamı duyurulan "Çocukların Eğitim Süreçlerinin Güvenliğine İlişkin Koruyucu ve Önleyici Hizmet ve Tedbirlerin Artırılmasına Yönelik İş Birliği Protokolü"; Adalet, Aile ve Sosyal Hizmetler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Gençlik ve Spor, İçişleri, Millî Eğitim ve Sağlık bakanlıklarını kapsıyor. Protokol kapsamında çocukların eğitim süreçlerinde karşılaşabileceği risklere karşı kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi hedefleniyor.
Taştı, protokolün imzalanmasının hemen ardından Turgutlu'daki saldırının meydana gelmesine tepki göstererek, "Yedi bakanlık bir protokolün altında yan yana gelebiliyorsa, çocuklarımız vurulduğunda sorumluluğun da arkasında yan yana duracak mıdır?" diye sordu.
'ÇOCUKLAR ŞİDDETİ İCAT ETMEZ, TOPLUMDAN ÖĞRENİR'
Eğitim-İş'in açıklamasında yalnızca okul çevresindeki fiziki güvenlik önlemleri değil, çocukların şiddetin faili haline gelmesine yol açan sosyal ve psikolojik süreçler de gündeme getirildi.
Taştı, "Bir çocuk okulun kendisine bir gelecek vadetmediğini düşünüyorsa, okulda kendisini değerli ve okula ait hissetmiyorsa, eğitimle daha iyi bir yaşam arasında bağ kuramıyorsa sistem o çocukla bağını kaybetmiş demektir. Çocuklar şiddeti icat etmez, toplumdan öğrenir. O yüzden mesele aynı zamanda bir çocuğun nasıl şiddetin faili haline geldiğidir" ifadelerini kullandı.
Şiddet riski ortaya çıktığında okul, aile, sosyal hizmetler, sağlık sistemi ve güvenlik birimlerinin birbiriyle iletişim içinde olup olmadığının sorgulanması gerektiğini belirten Taştı, bir çocuğun ateşli silaha nasıl erişebildiğinin de araştırılması gerektiğini söyledi.
'OKULLARDA NEDEN YETERLİ SAYIDA REHBER ÖĞRETMEN YOK?'
Eğitim-İş, Millî Eğitim Bakanlığına da rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri üzerinden sorular yöneltti.
Taştı, okuldan uzaklaşan, devamsızlığı artan veya davranışlarında ciddi değişiklikler ortaya çıkan çocukların erken dönemde tespit edilmesi gerektiğini belirterek, "Okullarımızda neden yeterli sayıda rehberlik öğretmeni yok? Devamsızlığı artan, okuluyla bağı zayıflayan, eğitimden uzaklaşan veya davranışlarında ciddi değişiklikler gözlenen çocuklar için etkili ve önleyici mekanizmaların kurulması gerekiyor" dedi.
MEB'in 2026-2027 eğitim-öğretim yılı genelgesinde de "Güvenli Okul İklimi" kapsamında okul ve çevresine ilişkin risklerin eğitim yılı başında gözden geçirilmesi, giriş ve çıkışların kontrol edilmesi ve rehberlik çalışmalarının etkin biçimde yürütülmesi öngörülüyor.
AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞINA ÇAĞRI
Taştı, çocuk koruma politikalarının yalnızca şiddet olayı meydana geldikten sonra psikososyal destek sağlamakla sınırlı tutulmaması gerektiğini ifade etti.
"Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına sesleniyoruz" diyen Taştı, "Çocuk koruma politikası bir olay yaşandıktan sonra psikososyal destek ekibi göndermekten ibaret değildir. Asıl mesele, o çocuk silaha ulaşmadan, başka çocuklar yaralanmadan, hayatlar kararmadan önce o çocuğa ulaşabilmektir" ifadelerini kullandı.
Taştı, çocukların eğitimden kopması, aile içi sorunlar, şiddete eğilim ve sosyal dışlanma gibi işaretlerin farklı kamu kurumları tarafından ortak şekilde izlenmesi gerektiğini savundu.
İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA 'ÖNLEYİCİ MEKANİZMALAR NEDEN SONUÇ VERMEDİ?' SORUSU
İçişleri Bakanlığına da çağrıda bulunan Taştı, saldırıda kullanılan silaha bir çocuğun nasıl erişebildiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Taştı, "Buradaki temel sorun, bir çocuğun eline silah geçmesine ve bu silahın başka çocuklara yönelmesine kadar uzanan süreçte önleyici mekanizmaların neden sonuç vermediğidir" dedi.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ise olayın ardından yaptığı açıklamada okul güvenliğinin yalnızca polisiye tedbirlerden oluşmadığını, devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları ve ailelerin ortak sorumluluğu bulunduğunu belirtti. Olayın bütün idari yönleriyle araştırılması amacıyla İçişleri Bakanlığı tarafından iki mülkiye ve iki polis başmüfettişi, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından da müfettişler görevlendirildi.
'GÜVENLİ OKUL SADECE KAPISINDA GÜVENLİK GÖREVLİSİ OLAN OKUL DEĞİLDİR'
Eğitim-İş, güvenli okul kavramının yalnızca kamera, güvenlik görevlisi veya okul kapısındaki denetimlerden ibaret olmadığını vurguladı.
Taştı, "Güvenli okul yalnızca kapısında güvenlik görevlisi bulunan ya da geçici bahçe görevlisi bulunan okul değildir. Çocuğun kendisini ait hissettiği ve geleceğine umutla bakabildiği, öğretmenin saygınlığının ve mesleki güvencesinin korunduğu, zorbalığın ve dışlanmanın görmezden gelinmediği, yardım isteyenin sesinin duyulduğu okuldur" dedi.
Kalıcı çözümün çocuğu yalnızca öğrenci olarak değil, sosyal, psikolojik ve ailevi koşullarıyla birlikte bir bütün olarak gören kamusal politikalardan geçtiğini belirten Taştı, kurumların olay meydana geldikten sonra değil risk ortaya çıktığı anda harekete geçmesi gerektiğini söyledi.
'YARALANMADAN, ÖLMEDEN ÖNCE RİSKİ GÖREN KAMU POLİTİKASI İSTİYORUZ'
Eğitim-İş'in açıklamasında çocukların korunmasına yönelik kamu politikalarının önleyici niteliğinin güçlendirilmesi talep edildi.
Taştı, "Çocuklarımız yaşamını kaybettikten sonra müdahale eden değil, yaralanmadan, ölmeden önce riski gören bir kamu politikası istiyoruz. Çocuk eğitimden uzaklaştığında kapısını çalan, aile sorun yaşadığında destekleyen, şiddet riski ortaya çıktığında birlikte harekete geçen ve bir çocuğun eline silah geçmeden önce tedbir alan bir kamu düzeni istiyoruz. Çünkü gerçek okul güvenliği budur" diye konuştu.
ÜÇ GÜNLÜK EYLEM: SİYAH KIYAFET VE KOKART
Eğitim-İş, Turgutlu'daki saldırının ardından ülke genelinde üç günlük eylem programı başlattığını da açıkladı.
Taştı, "Eğitim-İş olarak bugün eğitimde şiddetin normalleştirilmesine ve okullarımızın şiddetin, korkunun ve suçun adresi hâline getirilmesine karşı ülkenin dört bir yanında alanlardayız. Çocuklarımızın güvenle eğitim gördüğü, eğitim emekçilerinin can güvenliği kaygısı taşımadan görev yaptığı okullar istiyoruz" dedi.
Sendika üyelerinin "Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim" talebiyle okullarda siyah giyineceğini ve üç gün boyunca yakalarında kokart taşıyacağını belirten Taştı, çocukların okula giderken can güvenliği endişesi yaşamaması gerektiğini vurguladı.
TAŞTI: 'SORUMLULAR İSTİFA ETMELİ'
Açıklamasının sonunda Manisa'da yaralanan 11 öğrenciye geçmiş olsun dileklerini ileten Taştı, öğrencilerin aileleri, arkadaşları ve öğretmenleriyle dayanışma içinde olduklarını söyledi.
Taştı, "Hiçbir anne baba çocuğunu okula gönderirken onun silah seslerinin ortasında kalıp kalmayacağını düşünmek zorunda değildir. Hiçbir çocuk okul yolunda kurşunlarla karşılaşmamalıdır. Sorularımızın cevabını, eksikliklerin giderilmesini ve çocuklarımızı gerçekten koruyacak politikaların hayata geçirilmesini istiyoruz. Bunun takipçisi olacağız" ifadelerini kullandı.
Basın açıklamasını "En büyük erdem sorumluluktur. Çocuklarımızı koruyamayan bu düzenin sorumluları istifa etmeli" sözleriyle tamamlayan Taştı, okul güvenliğine ilişkin önleyici politikaların gecikmeden uygulanması çağrısında bulundu.
Kaynak : PERRE































































































